Bazı Türkçe Deyimler ve Kökenleri - 1


Kozunu Paylaşmak

Koz, ceviz manasına gelir. Eskiden Kastamonu'nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı. Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur, cevizleri paylaşırlardı. Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı. Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki, köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı. Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için ''Benim oğlan kozunu paylaşacak çağa geldi.'' derdi.

Ateş Pahası

Bir gün Kanuni Sultan Süleyman mütevazı sayıda bir maiyetle Istanca Ormanları'na doğru avlanmaya çıkmıştı ki, kendisini gören bir adam ''Uğurlar olsun Sultanım!'' diyerek yarenlikte bulundu. Fakat avcılık töresince bu söylem kişiye uğursuzluk getirirdi. Söylenmesi gerekense ''rastgele'' kelimesiydi. Padişah ve maiyeti bu uğursuzluğu kırmak için yedi adım geriye gittikten sonra yollarına devam ettiler. Tam ormana varılmış bir yavru ceylanın ardınca koşturulmaya başlanmıştı ki gök gürledi ve bulutlar sağanaklar halinde yükünü boşaltmaya koyuldu. Herkes ne yapacağını bilmez bir halde, civarda kandili parlayan bir kulübeye koşup sığındılar. Islaktılar. Üşümüşlerdi. Konuksever kulübeci, onca insanı bir başına ısıtmak için yakacak neyi var neyi yoksa yaktı. Nihayette av erbabının üstleri kurumuş, içleri ısınmıştı. Ve bir kaç saat kadarlık bir süre içinde yağmur tamamen dinmiş, misafirlere yol görünmüştü. Ve lala, kulübecinin yanına gelip, teşekkürlerini bildirdikten sonra yakılan ateşin pahasını sordu. Adam: ''Bin altın efendim.'' dedi. Lala, ''Bre! Yaktığın odunlar bir altın bile etmezken niçin böyle densüzlük eyler de pahalı bir fiyat söylersin?'' diyerek adama çıkışınca adam ''Doğrusu odunların pahası dediğiniz gibi bir altın bile etmez. Fakat bu sağanak altında, bu dağ başında bir sığınak bulmak ve binbir zahmetle yakılmış bir ateşin karşısına geçip ısınmak gerçekten çok pahalı bir şey. Ben sizden odun değil, ateş pahasını istedim.'' dedi.

Altı Kaval Üstü Şişhane

Şeşhane, namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. Yivler mermiye bir ivme kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk gerekse tüfek, tabanca vs. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. Merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup münhani (spiral) şeklinde namlu içini dolanırlar. Altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş hane = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşhane şeklinde kullanılır. Bu izahtan sonra üstü kaval, altı şeşhane biçiminde bir silah olmayacağını söylemeyi zaid addediyoruz. Ancak yine de vaktiyle bir avcınun, yivlerin icadından sonra çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhane yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikaye anlatılır. Hatta bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve altı kaval üstü şeşhane, bu ne biçim tüfek böyle, diyerek kafiyelendirmişler. O günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhane demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir.

Güme Gitmek

Zamanında yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana kapatırlarken ''Hooop Güm'' şeklinde nara atarlarmış. Ancak aynı ''kurunun yanında yaş da yanar'' atasözünde olduğu gibi bazen zindana atılanlar arasında suçu olmayanlar yani masum kişiler de bulunurmuş. İşte halk suçsuz bir vatandaşın zindana atıldığında, günahsız yere hapse götürülüyor anlamında ''Adamcağız güme gitti, yazık oldu.'' demiştir.

İnsanoğlu Kuş Misali

Zamanında Üsküdar'da bir ''Miskinler Tekkesi'' bulunurmuş. Adından da anlaşılacağı üzere buraya yurdun en tembel, en miskin insanları takılırmış. İşte burada iki miskin kendilerine iki sandalye bulup oturuyorlarmış. Gel zaman git zaman havalar gittikçe soğumaya başlamış. Tekkenin de penceresi açık ama kimsenin ayağa kalkıp pencereyi kapatmaya mecali yok.

Birinci miskin: Yahu havalar iyice soğudu, şu pencereyi kapatmak lazım.

İkinci miskin: Doğru söylüyorsun mirim, kapatmak lazım.

Aradan saatler geçer, haftalar geçer, hatta ay geçer, yine aynı diyalog aralarında sürer gider. Sonunda birin miskin daha fazla dayanamaz, bütün gücünü toplayıp karşı pencereye ulaşır. Camı kapatır ve hemen oracıktaki bir iskemleye kendini bırakır. Sonra öteki miskin arkadaşına şunları der: ''Ya mirim gördün mü, insanoğlu kuş misali. Dün neredeydim, bugün neredeyim.'' ​​

Karaman'ın Koyunu, Sonra Çıkar Oyunu

Karamanoğulları ile Osmanlı Devleti'nin kıyasıya savaşa tutuştuğu yıllarda, Karaman halkı savaşlardan çok çekmiş. Ezilmişler, evleri, barkları, mallar, çok zarar görmüş. O devrin uluları toplanıp, ''Bu kardeş kavgasını tatlılığa bağlayalım.'' diye kurultay kurmuşlar. Karam Bey'i ile Osmanlı Beyi'ni Konya'ya çağırmışlar, her iki tarafın şikayetini dinlemişler. Sözü tatlıya getirip, her iki beye de, bir daha savaş yapmamaları için yemin ettirmişler.

Karaman Bey'i yemin ederken, elini koynuna götürerek: ''Bu can burada kaldıkça, Osmanlı'yı kardeş bilip, kılıç çekmeyeceğime söz veriyorum.'' demiş. Fakat kurultaydan çıkan Karaman Bey'i, kaftanının altından bir kuş çıkarıp salı vermiş ve ''İşte can çıktı söz bitti'' demiş. Karaman Beyi'nin koynundan kuş çıkarıp salıvermesinden sonra bu darb-ı mesel halk arasında yayılmıştır.


İlgili Yazılar
Yazarlar
  • Black LinkedIn Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Google+ Icon

© 2018 Bilgi Ekonomisi Danışmanlık


İLETİŞİM

Bilgi Ekonomisi Danışmanlık Park Maya Sitesi, Yıldırım Oğuz Göker Cd. Carlton 17, D:3, K:1 Akatlar - Beşiktaş / İstanbul

Telefon : 0 (532) 111 66 51
E-posta: info@bilgiekonomisi.com.tr