Türkiye'nin Güvenliği için MHP disiplini gerek


Türkiye sıçrama tahtası. Dünya Kiliseler Birliği'nin aldığı bir karar var. Lambed Konferansı Kararları. Ben bu kararların ayrıntılarını "Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri" nde yazdım. Türkiye'yi ele geçiren her tarafı ele geçirir. Hıristiyanlar Bizans'a, Doğu Roma İmparatorluğu'na nasıl hakim oldular diye baktığımızda aynı bugün uygulanan taktiği görüyoruz. Hıristiyanlığı resmi devlet dini olarak kabul ettirene kadar sürekli mağduru oynamışlardır.

Selcan TAŞÇI: Birçok defa Benedict dönemini "geçiş dönemi" olarak nitelediniz? Bu sonuca varmanızı sağlayan nedir? Aytunç ALTINDAL: Sadece Papa'nın aldığı isim. Papa seçilmeden önce de, bizim için en önemli hususun, Papa'nın kim olduğundan çok alacağı isim olduğunu söylemiştim. Benedict adını almak herkese nasip olan bir şey değil. Çok değişik papalar Benedictler. Benedict'in tarikatı var. Kurucusu Aziz Benedict. Bu tarikat, engizisyon mahkemelerinin kurucusu. Avrupa'da milyonlarca insanı, kendileri gibi düşünmeyen Hıristiyanı yakıp, idam ettirdiler. Ve bugün için Katolik kilisesinde en güçlü olan dört tarikatın başında geliyorlar. Benedict adını herkese vermiyorlar. Buna hizmet etmiş olman gerekiyor. Selcan TAŞÇI : Ratzinger nasıl hizmet etti? Aytunç ALTINDAL: Bu adam 22 sene engizisyonun başındaydı ve Benedict tarikatının hizmetkârıydı. Tarikatın kurucusu olan aziz dışında bir de, Benedict adını alan papaların birincisi var. 575�79 yılları arasında papalık yaptı. Bu adam, islamın ortaya çıkmasından yaklaşık 50 sene önce, Türk adını dünyaya kötüleyen kişidir. Türk deyince barbar kelimesinin akla gelmesini sağlayan kişi 1. Benedict'tir. İtalyan-Alman kırması. Selcan TAŞÇI : Nasıl? Bir sabah uyanıp, ben bu Türkleri düşman ilan edeyim demedi herhalde değil mi? Aytunç ALTINDAL: O sıralar, Roma şehri Avar Türklerinin kuşatması altında. Bu kuşatmadan kurutulabilmek için, bir Alman kabilesi olan Lombardlarla işbirliğine giriyor. Almanların desteğini alarak Avar Türklerinin Romayı ele geçirmesini engelliyor. O tarihten beri, bütün Benedictler, Türk düşmanları olarak tarihe geçmiş olan kişilerdir. Zaten bu Ratzinger'in Benedict adını alması çok büyük olasılıktı. 1996 senesinde, 2. Jean Paul hayattayken, Kardinal Ratzinger ve yanındaki iki kardinalle birlikte, Vatikan'ın çok gizli arşivine girdi. O arşive girmek, sadece papanın özel izni ile ve papanın huzurunda gerçekleşebilir. Girdiklerinde orada bazı belgeler buluyorlar. Bu belgeler 13. Benedictusa ait. 13. Benedictus çok esrarengiz bir papa. 1417'de devrilmiş. Papayken görevinden uzaklaştırılmış. Katolik alemi içindeki gizli bir geleneğe göre, bu görevinden uzaklaştırılınca Portekiz ve İspanya'ya kaçıyor. Ve buralarda Katolik Kilisesine karşı "anti papa" diye bir örgütlenmeyi yürütüyor. Kendisi de bir anti papa. Tarihte 5 tane anti papa var ve 13. Benedictus sonuncusu. Kaçıyor ve ikinci bir akım başlatıyor. O akımın önünü kesmesi için Benedictus ismini almasını bizzat Jean Paul istiyor Ratzinger'den. Diyor ki, "sen seçilirsen bu işin başına geç. Çok güçlü bir gelenek, bunlar Vatikan'ı ele geçirebilirler." Geçiş dönemi dememin sebebi de Benedict papalarının hiçbirinin 15-20 yıl veya 10 yıl papalık yaptığı görülmemiştir. Bunlar daima 2 ile 5 yıl arasında Papalık yaparlar ve papalığı belli bir misyona hazırlarlar.

Selcan TAŞÇI: 16. Benedict hangi misyona hazırlıyor? Aytunç ALTINDAL: Ekümenizme hazırlıyor. Ekümeniklik meselesini şu veya bu şekilde dünyanın gündemine sokacaklardır. Tayyip Erdoğan ve çevresi veya Fettullah Gülen diyor ya "ne var bunda. Biz de Almanya'da Kuran'ı dağıtıyoruz. Tebliğ ediyoruz. Onlar da gelsinler burada yapsınlar." Arada büyük fark var. Bir Müslüman Almanya'da İngiltere'de veya Fransa'da kendi dinini anlattığı zaman "Paris, Berlin dar-ül islamdır. İslamın topraklarıdır" demiyor. Adamlar burada misyonerlik yaptığı zaman, "bizim dinimizin çıktığı yer burasıdır. Burası bizim kutsal topraklarımızdır. Ekümenimizdir" diyor. Kore'de böyle demiyor Uganda'ya gittiği zaman demiyor. Sadece Türkiye'de, Anadolu'da diyor bunu. Selcan TAŞÇI: Niye Anadolu'da bunu söyleme ihtiyacı duyuyor? Aytunç ALTINDAL: Çünkü burada toprak ve medeniyet hakkı olduğunu iddia ediyor. Selcan TAŞÇI: Bartholomeos ekümenik olunca Papa'nın misyonu tamamlanacak mı? Aytunç ALTINDAL: Hayır "ekümenizm" çatı kavram. Sadece Anadolu meselesi değil. Başta ABD'den ve BOP'tan bahsetmiştik ya. Şimdi ikinci husus, önümüzdeki dönemde özellikle Çin'in hedef alınması. Bu papadan sonra, muhtemeldir ki Asyalı birisini Papa yaparak, Çin'in önümüzdeki beş yıl içinde ulaşacağı ekonomik ve siyasi gelişmeleri önlemek için, içeride karışıklar çıkartarak Çin'in istikrarını bozacaklar. Bunun bir ucunda da Türki Cumhuriyetler var. Hedef, Asya'nın Hıristiyanlaştırılması. Bu papanın misyonu bu; karışıklık hazırlıklarını yürütmek. Birinci misyon Anadolu toprakları, büyük misyonu Çine kadar olan toprakları karıştırmak. Çünkü Amerika'nın Ortadoğu projesinde Çin, Rusya ve Müslüman ülkelerin kontrol altında tutulması var. Onun da adı ekümenizm. AB, BOP'a karşı MHP faktörü Selcan TAŞÇI: Özetlemek gerekirse 2. Jean Paul'un ölümünden sonra seçilen Papa 16. Benedict, Türkiye'yi ve dünyayı ekümenizme hazırlamak ve ABD'nin BOP projesine hizmet etmek için göreve geldi. Bulunduğumuz coğrafyada siyasi, ekonomik ve kültürel karışıklıklar arifesinde kilit Türkiye. Peki bu senaryoda Türkiye'nin misyonu ne? Aytunç ALTINDAL: Türkiye sıçrama tahtası. Dünya kiliseler birliğinin aldığı bir karar var. Lambed Konferansı Kararları. Ben bu kararların ayrıntılarını "Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri" nde yazdım. Türkiye'yi ele geçiren her tarafı ele geçirir. Hıristiyanlar Bizans'a, Doğu Roma İmparatorluğu'na nasıl hakim oldular diye baktığımızda aynı bugün uygulanan taktiği görüyoruz. Hıristiyanlığı resmi devlet dini olarak kabul ettirene kadar sürekli mağduru oynamışlardır. İnsan Hakları, barış, kardeşlik, eşitlik numaraları yapmışlardır. Özellikle de burası çok önemli kadınları, zengin ailelerin kadınlarını ele geçirmişlerdir. Onlar vasıtasıyla Bizans'a el koymuşlardır. Ben sana kesin rakamlar vereyim. "Yoksul Tanrı" diye bir kitabım var benim. Misyonerler Müslüman kılığına girip, kitapevlerinde "bu kitabı okumayın, kitap Kur'an'a karşı" diye propaganda yapmışlardır. Ve kitabı yırtıp yakmışlardır. Oysa kitapta İncil'in nasıl tahripli hale getiriliğini anlattım. Misyonerlik faaliyetinin önünü kesmek için bu kitabı yazdım. Türkiye'de de aynı oyun oynanıyor. İnsan hakları, eşitlik, kadın hakları yani feminizm, demokrasi diye ve pek çok genç kız ve kadın ve zengin ailelerin kadınları Hıristiyan olmuş durumda. Bunlar aracılığıyla devletin ele geçirilmesi çok daha kolaydır. Hep böyle olmuştur. Rakamlara bakalım. İsa'nın doğumu 0 kabul ediliyor. 325'te İznik Konsili'nin kuruluşuna kadar Anadolu'daki Hıristiyanların oranı binde 1.7. 325'ten sonra Konstantin'in Hıristiyanlığı devlet dini kabul etmesinden sonra, ki kendisi Hıristiyan olmamıştır, Anadolu topraklarında Hıristiyan sayısı yüzde 35'tir. 50 yıl içinde. Ve daha da önemlisi Robin Fox adlı bir ilahiyatçının araştırmasına göre, barış, halklara özgürlük, işkenceye hayır gibi palavraları savunan kilisenin iktidarı ele geçirdiğinde öldürdüğü adam sayısı 1. ve 2. dünya savaşlarında ölen adam sayısından 50 kat fazladır. Bu benim keşfim değil. Bu gene bir Hıristiyan ilahiyatçının keşfi. Kilise kendisi gibi düşünmeyen Hıristiyanları öldürmüştür. Selcan TAŞÇI: Anlattıklarınız gerçekten ürkütücü. 2005 Türkiye'si ile kurduğunuz paralelliği açıklar mısınız lütfen? Aytunç ALTINDAL: Türkiye Roma Kulübü'ne girmek istiyor. AB'ye yani. Tıpkı 1500 yıl önce Avarların Roma'ya girmek istemeleri gibi bir olay. O gün de bir Benedict var, bugün de bir Benedict var. O günkü Benedict, ilginçtir, Türkleri, Almanlarla müşterek davranarak engelliyor, bugün de bu Benedict, Merkel ve çevresi ile ilişkiye girerek Türkiye'nin karşısına çıkıyor. Papa kendisi de Nazi örgütünün tescilli üyesi, eski bir Nazi. Türklerin AB'ye girmesini engelliyor. Çok ilginç bir sembolik değeri var bu papanın. Türkiye toprakları batı ve Hıristiyanların çeşitli biçimleri ile kıskaç altına alınmış durumda. Karadeniz'de Pontus, Güneydoğu'da Ermenistan ve Kürdistan, Hatay'da bir Katolik devlet kurma çalışmaları var. Çok yoğun ve belli bir noktaya gelinmiş durumda. Selcan TAŞÇI: Ekümenizm, misyoner faaliyetler, topraklarımızın bölünmesi BOP'tan çok AB çerçevesine giriyor gördüğüm kadarıyla. Türkiye AB'ne girmiyorum dese bu kıskaçtan kurtulabilir mi? Aytunç ALTINDAL: Bundan geri dönüş olabilir mi? Türkiye AB'ye girmiyorum dese bile yaka paça sokarlar. Kaçmaya çalışsa bile tutarlar. Onun için bugünkü hükümetin bu kadar yağcılık şaklabanlık yapmasına gerek yok. Girmiyoruz deseler değerleri artacak ama bunlarda bu kafa yok yani. Biz girmiyoruz deseler hepsi peşinden koşacak. Selcan TAŞÇI: Almak için mi peşlerinde koşacaklar? Aytunç ALTINDAL: Hayır canım, almaları söz konusu değil asla. Ama bırakamazlar da. Bu bırakamazlar meselesi bazılarına hikaye gibi geliyor. Ama değil. Bakın neden: Türkiye, AB ile ilişkilerini askıya alsa Türkiye'yi bölmek için içerdeki PKK hareketini destekleyemezler. Batı tarafından yönlendirilen İsrail ve Amerika tarafından desteklenen PKK hareketini Türkiye içinde büyütemezler. Sen AB'ye gireceksin diye senin önüne bir havuç koymuşlar. Asla senin olmayacak bir havuç. Ben bu havucu yiyeceğim diye, içerde insan hakları-demokrasi numarası altında PKK ve Kürtçü hareketlere zemin hazırlıyorsun. "Ülkenin ve devletin güvenliği mi önemlidir, yoksa insan hakları mı önemlidir ?" Bu soruyu keşfeden ben değilim. Bu soruyu keşfeden İsrail ve Amerika'dır. Kendileri ile ilgili gelişmelerde önce güvenlik gelir. "İnsan Hakları bizi ırgalamaz" derler. Bugün İngiltere'de iki bomba patladı. "İnsan hakları hava gazıdır" dedi. Türkiye önce bunu dikkate almalıdır. Selcan TAŞÇI: Gemlik'e Öcalan posterleri ile yürüyen PKK'lılar değil, ellerindeki Türk bayrakları ile Ermeni konferansını kınayan insanımız tahrik unsuru sayılıyor. Her gün şehit veren Türk Milleti'ni değil, katillerin hamilerini korumayı vazife edinen AKP'nin vizyonunda ülke güvenliği var mı? Aytunç ALTINDAL: Bunların olmaz. Ben MHP'li değilim ama MHP'lilere sesleniyorum. Güvenlik esastır. İkinci en önemli husus, AB, Amerika ve İsrail son 20 yıl içinde Türkiye'ye, Türkçe disiplin sahibi olmayı kaybettirmiştir. Türkiye kendi yaşama disiplinini kaybetti. Bir numaralı meselesi bu. Her ulusun kendine ait bir disiplini vardır. Çocuğun aile ile ilişkisi, ailenin toplumla, toplumun devletle ilişkisi hepsi kendi disiplininin ürünüdür ve bizdeki "Türk'çe" dir. Türk'çe derken dili kastetmiyorum. Duyuş, düşünüş, davranış itibarıyla Türk'çedir. Biz bu disiplinimizi kaybettik. MHP, özellikle bu disiplin meselesini gündeme getirirse çok büyük bir fayda Türkiye için. Unutturulmuş olan bir olayı yeniden Türkiye'ye kazandırarak hayati yarar sağlamış olur. Bir siyasi parti olarak da bu görev ona düşer. Bu röportajın da, Türkiye'nin bütün sıkıntılarının da özeti budur: Türkiye'nin güvenliği için, Türkiye'nin kendi disiplinine ihtiyacı vardır. Bunu MHP sağlayabilir. Selcan TAŞÇI: Türkiye'nin kendi disiplini "Ermeni Konferansı" na olur verir miydi hocam? Aytunç ALTINDAL: İşte Türkiye'yi AB'den uzak tutamamalarının başka bir nedeni de bu. "AB'den çıkmak istiyorum" dese Ermeni soykırımı meselesini Türkiye'ye kabul ettiremezler. Ama barış kardeşlik, insan hakları, bilimsel çalışma adı altında böyle Ermeni soykırımını da Türkiye'ye kabul ettirip tazminata bağlayacaklar. Dedikleri şu: "orada 3-4 milyon zavallı ermeni var. Siz bunlara 3-4 yıl tazminat ödeyin. Nasıl Almanya İsrail'e ödedi, İsrail ayakta kaldı. Siz de bu aç sefil olan Ermenilere, Bakırköy'ün nüfusunun yarısı kadarlar zaten, 50 sene tazminat ödeyin bu iş bitsin." Türk halkı çalışıp, her sene 8-10 milyar dolar veya euro neyse Ermenistan'a para verecek. Hep sen vereceksin malı mülkü, karşı taraftan sana nasihat gelecek. Selcan TAŞÇI: "Devlet politikası" haline gelmiş bir konuyu, bağlayıcı bir sürü anlaşma ve taahhüt varken rafa kaldırmak bir siyasi iktidarın altından kalkabileceği bir iş midir? Aytunç ALTINDAL: Bu siyasi iktidarların iş başına getiriliş tarzına bağlı. Türkiye'de hala ümit var. Çıkmamış canda ümit vardır. Türkiye'nin tam teslim olabileceğini düşünmüyorum ben. Zor mu? Zorun ötesinde. Ben Cumartesi günü çok üst düzeyde birilerine bir konferans verdim. O konferansta da söyledim. Karşı taraf sürekli olarak korkutma senaryosunu gündeme getiriyor. Aman efendim. Bozüyük'te olaylar çıktı. Kışkırtmalara kapılmayın. "Çıkarsa ne olur kardeşim?" diyecek adam yok. "Ne olur iç savaş çıkarsa." Bunu söyleyen adam kazanır.


İlgili Yazılar
Yazarlar
  • Black LinkedIn Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Google+ Icon

© 2018 Bilgi Ekonomisi Danışmanlık


İLETİŞİM

Bilgi Ekonomisi Danışmanlık Park Maya Sitesi, Yıldırım Oğuz Göker Cd. Carlton 17, D:3, K:1 Akatlar - Beşiktaş / İstanbul

Telefon : 0 (532) 111 66 51
E-posta: info@bilgiekonomisi.com.tr